Samimi İnancın Gücü ve Başarı
Kitaplardan Notlar 133 0

Samimi İnancın Gücü ve Başarı

İslam medeniyetinin dünyada yayılmaya başladığı ana kadar medeniyet inşasına herhangi bir katkısı ve yararı olmamış o arapların, 23 sene gibi kısa bir zaman diliminde geniş bir medeniyet kurması ve yüksek seviyelere gelmesi bir çok kişi tarafından şaşkınlık ile karşılanıyor. Acaba aralarında ne gibi bir durum yaşandı da bu insanlar bir atılım gerçekleştirip kendilerini yeniden inşa etmeyi başarabildiler?

İlk olarak, kendilerine gönderilmiş olan Rehber ve Kutsal Öğreti ışığında dünya görüşlerini, yani hayatı yaşama ve biçimlendirme konusundaki yol haritalarını değiştirdiler. Sonra insanı, yani kendilerini keşfettiler. Ve ona, muazzam bir iman; yapabilme azmi ve inancı yüklediler.

Sonra dinin getirdiği prensiplerle ruh güçlerini disipline ettiler. Böyle bir donanıma sahip olan insan başarıya ulaşmaz mı? Kabul görmez mi ve hayatı yeniden inşa etmez mi?

Nitekim sahabe dediğimiz o insanlar, onları büyük bir dikkat ve gayretle takip edenler, kısa zamanda, bilimde, felsefede ve teknolojide kendi dönemleri için imkansız denecek başarılara imza attılar.

Eğer biz o inanç kodlarını yüreğimize yükleyebilsek ve Yaratıcı’nın sonsuz kudretini içselleştirebilsek, bu evrenin, emrimize verilmiş ve bize boyun eğdirilmiş bir oyun hamurundan daha fazla direnci olmadığını bilmez miydik? Bir düşünün, o zaman neler başaramazdık..

Ama biz bütün bu imkanlar denizini görmek ve onda yüzmek yerine kendi kendimize zihinsel kotalar koyuyor  ve “Bu işi ben yapamam” diyoruz. İş bununla da kalsa iyi. Sonunda bu “ben yapamam” inancı, “aslında biz bir halt başaramayız” haline dönüşüyor ve kaderimiz oluyor. Her insan başarı sahibi olabilir. Çünkü hepimiz başarmaya mahkumuz.

Çünkü inanıyoruz ve bizim “her şeyi oldurabilen bir Yaratıcımız var. Ve ilk emri okumak olan sonrasında düşünmeye ve akletmeye yönelten bir dinimiz var. İnsan, neler başarabildiğini fark ettiğinde, problemlerinin de bir bir çözüldüğünü ve her sıkıntının üstesinden gelebildiğini görecektir. Yeter ki yapabileceğine inansın!

Nitekim bir tek nebi gösteremezsiniz ki yenilmiş olsun, başarısızlığa uğramış olsun. Yaratıcı “ben ve elçilerim mutlaka galip geliriz”, “Eğer inanıyorsanız üstünsünüz” diyor. Bütün mucizeler, kerametler, istidraçlar, fevkaladelikler, imkansızı başarmalar, olmazı oldurmalar… vs. gibi şeylerin; tamamen, içinde  zaaf bulunmayan inancın eseri olduğunu size hissettirebilmektir.

Bu noktada vurgu yapılan “inanç”, herkesin dilindeki iman ve inanmaktan farklı bir şey. Bu inanç, aynı zamanda insanın kendisine duyduğu özgüven duygusunu hatırlatan inançtır. “Tanrı’nın halifesi” olmaktan doğan bilincin, insana, eşya ve olaylar karşısında verdiği üstünlük konumunu idrak!

Fakat her şeye rağmen dini manadaki bir imanın sonsuz faydası göz ardı edilemez. Onun sosyal hayat açısından pratik değerini ve faydalarını biliyorum. Ama ben burada farklı bir inançtan; gerçek bir inançtan söz ediyorum: İnsanın diğer bütün yaratıklardan üstün olduğuna inanmak. Hiçbir engelin insan iradesi karşısında sonsuza kadar direnebilme hakkı olmadığına inanmak.

Meleklerin insana secde etmesinin altındaki realitenin idrakine varıp evrenin güçlerini kullanabilme gücünü elde etmek ve buna hakkı olduğuna inanmak. Her şey bittikten sonra da “Her şeyi oldurabilen” bir Yaratıcı’nın insana yardım etmek için ondan işaret beklediğine inanmak! Ve O’nun her şeyden ve hatta asla baş edilemez sanılan sıkıntı ve belalardan bile büyük olduğuna inanmak.

Bu makale Mehmet Ali Bulut’un “Ruhun Deşifresi” isimli kitabından alıntılanmıştır.

Ferhat Arslan {Ferhat}

Selam 26 yaşındayım kişisel gelişim hakkında kendime yetecek kadar eğitim aldım. Edinmiş olduğum bilgiler doğrultusunda paylaşım yapıp hem kendimi geliştirmek hemde sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir