Vesvese
Dini Makaleler 291 2

Vesvese

Vesvese kaynağı yine zihnimiz olan bir tereddüt çeşididir. Sözlük anlamına baktığımız zaman karşımıza “hışırtı” ve “fısıltı” anlamları çıkıyor. Bunların ikisi de gizli ses demektir. Evet, ortada bir şey var ama onun ne olduğunu biz tasvir ediyoruz. Mesela ormandasınız, bir hışırtı duydunuz. Ne olduğunu bilmiyorsunuz. Fakat içinizden bir ses size diyor ki “bu aslandır ve seni parçalayacak”. Bu tahmin, bulunduğunuz ortam açısından mümkün de olabilir. Ama aklınız size orada aslan olmayacağını söylediği halde siz yine o korku ile hareket etmeyi sürdürseniz bu bir vesvesedir. Ona kulak vermek de vesveseye kapılmaktır.

İhtimal ki orada aslan da olabilir ama hiçbir şey görmeden, hemen en büyük tehlikeyi tasarlayıp kendimize telkin ettiğimizde sağlıklı karar vermekten kendimizi alıkoymuş oluruz. Veya diyelim abdest aldınız. İçinizden bir ses “olmadı” diyor. Kalkıp bir daha abdest aldınız, o yine ısrar ediyor. İşte bu da bir tür vesvesedir.

Vesvese de vehim gibi ruhun gücünü kıran ve insanın kendisini gerçekleştirmesine mani olan hallerdendir. Vesvese nefs ve zihnin birlikte ürettiği organize bir eylem olduğu için giderilmesi daha zor bir sorundur. Ve insanların çoğunda şu veya bu şekilde bir miktar vesvese bulunur.

Kur’an bize, vesvesenin kaynağının, sadece insanın nefsi ve zihni olmadığını da gösterir. Diğer insanlar ve cinler de vesveseye sürükleyecek fısıltılar yükler insana. Rabbimiz, bize bu durumdan kendisine sığınmamız gerektiğini söylüyor ve şöyle diyor: “De ki, insanların Rabbine sığınırım… O sinsi vesvesecinin şerrinden. Ki o sinirlerine dokunarak insanın göğsüne kuruntu ve korku salar. Hem cin hem de insalardır bunu yapabilen…”

İnsanoğlunu korkak, pısırık ve iş yapamaz hale getiren en yaygın hastalık; vehim ve vesvesedir. Vehim ve vesvese birbirini doğuran hastalık ve başlangıçları tamamen sanaldır. Her ikisi de daha ziyade dışarıdan gelen telkin ve tetiklemelerin, zihnimiz tarafından abartılmasıyla, bizi harekete geçmek ve sağlıklı düşünmekten alıkoyar.

Tasavvuf, vesveseyi, seyr-ü süluku engelleyen en ciddi maniler arasında görür ve onu yok etmek için mücadele verir. Çünkü vesvesenin önü alınmadığı takdirde kalbin bir marazı haline geliyor. “Kalbin marazı” Kur-an’ın, şiddetle kınamasına muhatap olmuştur: “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Uydurdukları yalanlar sebebiyle sürekli azap çekerler.”

Ne muazzam bir tespit! Bu ayet gösteriyor ki, vehim ve vesvese tamamen sanal şeylerdir, sabit bir gerçeklikleri yoktur. İçimizde uydurulmuş yalanlardır. Bu yüzden de vesvese, ciddiye alınması gereken bir musibettir, beladır. Ondan bir an önce kurtulmazsak, vesvese, içimize doğan hayali bir yılanı, kalbimizi ısıracak, ruhumuzu yaralayacak ve gücümüzü kıracak gerçek bir ejderhaya dönüştürmektir. Kur’an ona “uydurulan yalan” diyor. Yani yalan bir hayal. Biz ona önem verirsek gerçekmiş gibi algılanır ve beynimiz ona göre tedbirler üretmeye başlar. O sanal korkuyu büyütmezsek, ehemmiyet vermezsek vesvese de küçülür ve yok olur.

Bir hadiste Peygamberimiz, “aklına kötü bir düşünce veya korku gelen insan, üç kere sol omzunun üstüne “euzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim” deyip tükürsün, aklına gelen o şeyden ona zarar gelmez” diyor. Aynı şeyi kötü rüyalar için de öneriyor. Dikkat ederseniz, Peygamberimiz bize sanal korkuları yine sanal olan bir tavır veya ritüel ile yok etmemizi öğütlüyor. İçinde bir korku oluşuyor ve sen omzunun üzerinde oturan şeytana tükürüp onu yok ediyorsun güya.

Son derece sembolik ama bir o kadar da önemli! Beynimizi düzeltmek için bedenimizi, bedenimizi düzeltmek için de beynimizi kullanmamız gerek. Pekala, ağlıyor gibi yaparak beynimizin ağlama moduna, güler gibi yaparak da beynimizin de gerçekten gülme moduna geçmesini sağlayabiliyoruz. Bu bütün eylemlerimiz için de geçerlidir elbette. Vücudumuzun duruşu beynimizi, beynimiz de vücudumuzu etkileyebiliyor. Peygamberimiz de bu önerisiyle aslında bize diyor ki, “ondan korkmadığını vücudunla göster ki beynin de onun korkulacak bir şey olmadığını bilsin ve o korkudan sana bir sıkıntı üretmesin. Onu yok saysın”.

Elbette hastalıkla mücadele edeceğiz. Fakat vesvesenin kendisini kale almamak gerekiyor. Ehemmiyet verirsen, korkarsan ağırlaşıyor ve vesvese sahibini hasta ediyor. Korkmazsan kale almazsan o da yok olur veya gizlenir. Onun, aslında, sanal bir telkinden ibaret olduğunu sana hiçbir zarar veremeyeceğini bilmezsen o vesvese devam eder ve yerleşir. Mahiyetini anlasan ve onu tanısan, yani reel olmadığını bilsen gider.

Demek ki temel mesele, içimize düşen o korku, tereddüt yahut vesvesenin mahiyetini iyi bilmek ve onu olabilirlik terazisiyle tartıp defetmektir.

Bu makale Mehmet Ali Bulut’un Ruhun Deşifresi isimli kitabından alıntılanmıştır. Hayat Yayınları.

Ferhat Arslan {Ferhat}

Selam 26 yaşındayım kişisel gelişim hakkında kendime yetecek kadar eğitim aldım. Edinmiş olduğum bilgiler doğrultusunda paylaşım yapıp hem kendimi geliştirmek hemde sizleri bilgilendirmek istiyorum.

“Vesvese” üzerine 2 yorum

  1. Önder dedi ki:

    Vesvese çok kötü birşey cinlerden geliyor bu vesveseler

  2. Sena dedi ki:

    Vesvese veren şeytanın şerrinden Yüce yaraticim Allah’a sığınırım. Rabbim sen bizi şeytanın şerrinden ve vesveselerinden koru.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir